Eda, gün boyu tenini ısıtan güneşin ve tuzun bıraktığı tatlı sızlamayla sahilde dalgaların çekildiği ıslak kumlara uzandı. Üzerinde hiçbir şey yoktu; ne bir kumaş parçası ne de şehir hayatının getirdiği o ağır toplumsal maskeler. Sadece rüzgar, teni ve kendisi. Tam o sırada, koyun diğer ucundan denizden yeni çıkmış olan Sinan belirdi. Bronz teninden süzülen su damlaları, batan güneşin son ışıklarıyla parıldıyordu.
Ayrintilat yorumda