Bazen eve dönerken arayıp “Yemek yedin mi?” diye sorması, zor bir gün geçirdiğimi söylediğimde ertesi gün hiçbir şey sormadan yanımda belirmesi, konuşurken gerçekten beni dinlemesi… Bunlar zamanla kalbimde hiç beklemediğim bir yer açmıştı.
Düğünümüz küçük ama çok güzel oldu. Babamın yüzündeki endişeyi, annemin gözlerindeki mutluluğu aynı anda görüyordum. Cemil ise bütün gece elimi bırakmadı.
İnsanların arasında bana baktığında gözlerinde öyle sakin bir sıcaklık vardı ki, o an doğru kararı verdiğime daha çok inandım.
Fakat düğün sona erip kapımız kapandığında içimdeki bütün cesaret bir anda kayboldu. Çünkü artık dışarıdaki insanların sözleri yoktu. Sadece ikimiz vardık ve ilk kez gerçekten karı koca olarak baş başaydık.
Odaya girdiğimizde Cemil ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı. Sonra bana döndü. Ben gözlerimi kaçırırken yüzümün kızardığını hissettim. O ise birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı. Ardından yavaşça yanıma geldi ve elimi tuttu. “Geriliyor musun?” diye sordu. Başımı salladım. “Biraz.” Gülümsedi. “Ben de.”
Bu cevabı beklemiyordum. Her zaman kendinden emin gördüğüm o adamın da en az benim kadar heyecanlı olduğunu anlamak içimdeki gerginliği biraz olsun azalttı.
Fakat birkaç dakika sonra Cemil’in yüzündeki ifade değişti. Sanki uzun zamandır söylemek istediği bir şeyi nihayet söylemeye karar vermiş gibiydi.
“İlk gecemizde senden bir şey isteyeceğim,” dedi.
Kalbim hızlandı. “Ne?”
Elimi bırakmadı. “Bana karşı hiçbir şeyi saklamamanı istiyorum.”
Şaşırdım. Daha farklı bir şey beklemiştim. “Ne demek istiyorsun?”
“Benden korkuyorsan söyle. Pişmansan söyle. Hatta yarın evliliğimiz hakkında şüphelerin varsa bile söyle. Sana kızmayacağım. Ama benimle bir hayat kuracaksan, bunu insanların ne diyeceğinden korktuğun için yapma.”
Bir anda gözlerim doldu. Çünkü tam da bunu yapmaktan korkuyordum. İnsanların konuşmalarından, babamın ileride pişman olmasından, Cemil’in yaşının bir gün aramızda büyük bir duvar oluşturmasından korkuyordum. Ama bütün bunları ona söylemeye cesaret edememiştim.
“Benden vazgeçmenden korkuyorum,” dedim sonunda. “Yirmi yıl sonra aramızdaki farkın seni rahatsız etmesinden korkuyorum. Bir gün bana bakıp gençliğimi kaybettiğimi düşünmenden korkuyorum.”
Cemil uzun süre sustu. Sonra yüzümü ellerinin arasına aldı. “Ben senin gençliğini istemiyorum,” dedi. “Ben seninle geçireceğim yılları istiyorum.”
O cümle içimde bir yere dokundu. İlk kez yaş farkımızın yalnızca insanların konuştuğu bir sayı olduğunu hissettim. O gece sabaha kadar konuştuk.
Çocuk sahibi olma ihtimalinden, yaşlanmaktan, ailelerimizden, birbirimizden beklentilerimizden bahsettik. Bazen güldük, bazen sustuk. Cemil bana geçmişinden söz etti. Daha önce yaptığı hataları, kaybettiği insanları, yıllarca işine sığınıp duygularını nasıl geri plana attığını anlattı.
Ben de ona kendi korkularımı anlattım. Daha önce kimseye söylemediğim şeyleri bile.
Sabah olduğunda pencerenin önünde yan yana oturuyorduk. Şehrin üzerine yavaş yavaş ışık yayılırken Cemil kahvelerimizi hazırladı. Bana uzattığı fincanı alırken parmaklarımız birbirine değdi. Göz göze geldik ve ikimiz de gülümsedik.
Fakat asıl sınavımız bundan sonra başlayacaktı.
Çünkü birkaç hafta sonra babamın iş yerinde büyük bir sorun çıktı. Cemil’in yıllardır ortağı olduğu şirket ciddi bir maddi krize girmişti. Babam da bu durumdan etkilenmişti.
Bir akşam eve geldiğinde Cemil’in yüzündeki ifadeyi görünce kötü bir şey olduğunu anladım. Bana gerçeği anlatmadı. “Sen merak etme,” dedi.Ama bu kez onun ilk gecemizde benden istediği şeyi hatırladım.
“Bana karşı hiçbir şeyi saklamayacaktın,” dedim.
Başını eğdi. Sonra bütün gerçeği anlattı. Şirketin borçları nedeniyle evimizi bile kaybetme ihtimalimiz vardı. Üstelik babamın emekli olabilmesi için yıllardır biriktirdiği paranın da tehlikede olduğunu öğrendim.
O gece ilk kez gerçekten eş olduğumuzu hissettim. Çünkü kaçıp gitmek yerine onun yanında durdum.
Aylarca birlikte mücadele ettik. Cemil işini yeniden toparlamaya çalışırken ben de kendi mesleğimde daha fazla sorumluluk aldım. Birbirimizin yükünü paylaşmayı öğrendik. Bazen tartıştık, bazen birbirimize küstük ama hiçbir zaman kapıyı çekip gitmedik.
Bir yıl sonra borçların büyük kısmını kapatmayı başardık. Babam da emekli oldu. Bir akşam üçümüz aynı sofrada otururken babam bana uzun uzun baktı. Sonra Cemil’e dönüp gülümsedi.
“Başta çok korkmuştum,” dedi. “Ama kızımın senden daha çok yanında olduğunu şimdi görüyorum.”
Cemil benim elimi tuttu.
Ben ise o anda ilk gecemizi hatırladım. İnsanların bize bakıp gördüğü şey yirmi yıllık yaş farkıydı. Benim gördüğüm ise birlikte yaşadığımız onca zorluk, verdiğimiz sözler ve birbirimize duyduğumuz güvendi.
Cemil o gece benden yalnızca bir şey istemişti: Gerçek olmamı.
Ben de ona yıllar boyunca aynı şeyi verdim.
Çünkü sonunda anladım ki bir evliliği ayakta tutan şey aynı yaşta olmak değil, aynı hayatın içinde birbirinin elini bırakmamaktır. Aramızdaki yirmi yıl, insanların sandığı gibi bizi birbirimizden uzaklaştırmadı. Tam tersine, birbirimizi gerçekten tanımayı öğrendiğimiz her gün o fark biraz daha küçüldü.
Ve ben yıllar sonra hâlâ o ilk geceyi düşündüğümde, onun bana söylediği o cümleyi hatırlıyorum:
“Ben senin gençliğini istemiyorum. Ben seninle geçireceğim yılları istiyorum.”
O söz, hayatım boyunca aldığım en güzel cevap oldu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.