Bilmiyorum,” dedi.
O iki kelimeyi duyduğum an sanki başımdan aşağı kaynar su döküldü.
“Nasıl bilmiyorsun? Kızımla aynı tatildesin!”Dün gece tartıştık. Sonra odadan çıktı. Geri döner sandım.”
“Kaç saattir dönmedi?”
Cevap vermedi.Ertesi sabah Antalya’ya gitmek için ilk otobüse bindim. Yol boyunca yüzlerce kez Duru’yu aradım. Her aramada aynı sonuç vardı. Telefonu çalıyor ama açılmıyordu.
Otele vardığımda Baran lobide beni bekliyordu. Yüzü bembeyazdı. Fakat ilk dikkatimi çeken şey elleriydi. Parmaklarının arasında Duru’nun gümüş bilekliği vardı.
“Bunu nereden buldun?” diye sordum.Odada kalmış,” dedi.
Bilekliği elime aldığımda kalbim sıkıştı. Duru onu hiç çıkarmazdı. Babasının ölümünden sonra ona aldığım tek hatıraydı.
Polise kayıp ihbarında bulunduk. Duru’nun fotoğrafları her yerde paylaşılmaya başlandı. Otelin güvenlik kameraları incelendi. Kamera kayıtlarında Duru’nun gece saat 23.47’de otelden çıktığı görünüyordu. Tek başınaydı.Baran ise odada kalmış görünüyordu.
Bu görüntü herkesin dikkatini çekti.
“Bir sorun mu vardı?” diye sorduklarında Baran sürekli aynı şeyi söylüyordu.Aramız bozulmuştu. Duru yalnız kalmak istedi.”
Fakat bana hiçbir şey anlatmıyordu.Dördüncü günün öğleden sonrası polis beni aradı.
“Hanımefendi, kızınızın telefonu bulundu.”
Telefonu denize yakın kayalıkların arasında bulmuşlardı.Ekranı çatlamıştı.
Fakat mesajlar silinmemişti.
Polis telefonunu inceledikten sonra bana bir mesaj gösterdi. Mesaj Duru’nun telefonundan yazılmıştı ve gece 00.12’de gönderilmişti.Anne, sakın kimseye güvenme. Bana bir şey olursa dolabın arkasına bak.”
Mesajı gördüğümde dizlerimin bağı çözüldü.
“Dolap mı?”Evdeki dolaptan mı bahsediyor olabilir?”
Bir anda yıllardır odamızda duran eski ahşap dolabı hatırladım. Duru küçükken içine oyuncaklarını saklardı. Fakat neden böyle bir şey yazmıştı?
Polisle birlikte İstanbul’daki evime dönmemiz mümkün değildi ama eşim hemen dolabın fotoğraflarını gönderdi. Polis mesajdaki “dolap” ifadesinin araştırılmasını istedi.