G-892JKVGF0C

15 YILDIR KAYIPTI… TA Kİ ERKEK KARDEŞİ, ONUN İÇ ÇAMAŞIRINI DEDESİNİN YATAĞININ ALTINDA SAKLANMIŞ HALDE BULANA KADAR…

15 YILDIR KAYIPTI… TA Kİ ERKEK KARDEŞİ, ONUN İÇ ÇAMAŞIRINI DEDESİNİN YATAĞININ ALTINDA SAKLANMIŞ HALDE BULANA KADAR…
BÖLÜM 1
On beş yıl boyunca herkes Elena Marković’in sonsuza dek kaybolduğuna inandı.
On beş yıl boyunca herkes Elena Marković’in sonsuza dek kaybolduğuna inandı.
Bazıları evden kaçtığını söyledi.
Bazıları tanımadığı biriyle karşılaşıp onunla gittiğini düşündü.
Bazıları ise yaşadığı küçük kasabadan sıkılıp kendisine bambaşka bir hayat kurmak istediğine inanıyordu.
Ama küçük erkek kardeşi Nikola, bunların hiçbirine hiçbir zaman inanmadı.
Elena kaybolduğunda Nikola yalnızca yedi yaşındaydı. Ablası ise on altı yaşındaydı; sessiz, sakin bir genç kızdı ve kardeşine her baktığında sanki dünyadaki en önemli insan oymuş gibi gülümserdi.
Elena kıyafetlerinin üzerine küçük beyaz çiçekler işlemeyi çok severdi. Bunu ona annesi Milena öğretmişti. Elbiselerinin kollarına, çantasına, hatta eski atkısına bile üç küçük beyaz çiçek işlerdi.
Nikola, ablasının kaybolduğu günü hâlâ hatırlıyordu.
Pencerelere şiddetle vuran yağmuru.
Mutfakta ağlayan annesini.
Sokak sokak dolaşıp sesi kısılana kadar kızının adını haykıran babası Dragan’ı.
Ve salonda hiçbir şey olmamış gibi sessizce oturan dedesi Milan’ı.
— Herhalde başka bir hayat yaşamak istedi — demişti Milan.
Nikola o sözlerden nefret etmişti.
Çünkü Elena, kardeşine veda etmeden asla çekip gitmezdi.
Yıllar geçti.
Sokaklara asılan kayıp ilanlarının renkleri soldu. Polisler eve gelmeyi bıraktı. Komşular artık Elena hakkında soru sormaz oldu. Fakat Milena kızından hiçbir zaman vazgeçmedi. Elena’nın odasına kimse dokunmadı; kitapları masanın üzerinde, mavi ceketi kapının arkasında, aynası ise kalın bir toz tabakasının altında kaldı.
Milena her gece aynı sözleri fısıldıyordu:
— Benim kızım bir gün eve dönecek.
Aradan tam on beş yıl geçtikten sonra Milan hayatını kaybetti.
Cenazesi fazla kalabalık değildi. Çevresindeki insanlar onu sert, mesafeli ve eski kafalı biri olarak hatırlıyordu. Nikola cenazede annesinin yanında dururken garip bir şeyi fark etti.
Milena, kayıp kızı Elena için on beş yıldır gözyaşı döküyordu.
Ama babası Milan öldüğünde tek damla gözyaşı dökmemişti.
Cenazeden sonra Nikola ve babası Dragan, eşyaları toplamak için Milan’ın eski evine gittiler.
Evin içinde ağır bir toz, ilaç ve yıllardır açılmamış pencerelerin kokusu vardı. Kalın perdeler güneş ışığını engelliyor, duvarlardaki eski aile fotoğrafları eğri biçimde asılı duruyordu. Koridorun en sonunda ise Milan’ın yatak odası bulunuyordu.
Nikola odaya girdiği anda garip bir ürperti hissetti.
Dragan çekmeceleri boşaltırken Nikola yatağın çarşaflarını kaldırmaya başladı. Tam o sırada yatağın bir tarafının diğerinden daha yüksek olduğunu fark etti.
Şilteyi kaldırdı.
İlk başta yalnızca birkaç eski gazete gördü.
Sonra pembe bir şey dikkatini çekti.
Nikola’nın kalbi sanki bir anlığına durdu.
Elini uzatıp onu yavaşça dışarı çıkardı.
Eski, solmuş ve kirlenmiş bir kadın iç çamaşırıydı. Kumaşı yıllar içinde neredeyse parçalanacak hale gelmişti.
Ama bir köşesinde…
Üç küçük beyaz çiçek vardı.
Elle işlenmiş üç beyaz çiçek.
Nikola’nın dizlerinin bağı çözüldü.
— Baba…
Dragan arkasını döndü.
— Ne oldu?
Nikola titreyen ellerindeki kumaşı gösterdi.
— Sanırım… bu Elena’nındı.
Dragan birkaç saniye boyunca elindekine baktı. Yüzünün rengi bir anda bembeyaz oldu.
Sonra yalnızca şunu söyleyebildi:
— Başka hiçbir şeye dokunma.
Yirmi dakika sonra Milan’ın evinin önünde polis araçları vardı.
Komiser Jelena Petrović, Milan’ın yatak odasına girdiği anda her şey değişti.
Burası artık yıllar önce ölmüş yaşlı bir adamın evi değildi.
Bir suç mahalliydi.
Kısa süre sonra Milena da eve geldi.
Pembe kumaşı gördüğü anda olduğu yerde dondu.
Çığlık atmadı.
Tek kelime bile söylemedi.
Ve nedense o sessizlik, atabileceği bütün çığlıklardan daha korkutucuydu.
— Bu Elena’nın… — diye fısıldadı. — O çiçekleri onunla birlikte ben işlemiştim.
Polisler evi saatlerce aradı.
Sonunda memurlardan biri, eski bir yastık kılıfının içine gizlenmiş kahverengi bir defter buldu.
Komiser Jelena defteri açtı.
İlk birkaç sayfayı okuduğunda yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sonra başını kaldırıp odanın arka penceresinden bahçeye baktı.
— Bahçede bir kulübe var — dedi.
Gece yarısına doğru polisler kulübenin paslanmış asma kilidini kırdı.
İçeride ilk bakışta yalnızca eski aletler, tahta parçaları ve kullanılmayan eşyalar vardı.
Ancak zemindeki tahtalar kaldırıldığında herkes sustu.
Tahtaların altında gizlenmiş bir kapak vardı.
Kapak açıldığında ise aşağıya doğru uzanan dar merdivenler ortaya çıktı.
Merdivenlerin sonunda zifiri karanlığa gömülmüş odalar bulunuyordu.
Komiser Jelena elindeki fenerle ilk basamağa adım attı.
Nikola da kapının önünden aşağıya bakıyordu.
Tam o sırada aşağıdan gelen polislerden biri aniden bağırdı:
— Komiserim! Buraya gelmeniz gerekiyor!
Jelena hızla aşağı indi.
Birkaç saniye sonra sesi duyuldu:
— Kimse hiçbir şeye dokunmasın!
Nikola’nın kalbi deli gibi çarpmaya başladı.
Devamı ilk yorumda.
�� Bir sonraki kısmı merak ettiğinizi biliyorum, bu yüzden lütfen sabırlı olun ve devamını aşağıdaki yorumlarda okumayı unutmayın. Anlayışınız için teşekkür ederim. ��
Reklamlar