Önce koku burnuma çarptı: eski kağıt ve sedir ağacı, kapalı bir mekanın o kendine özgü boğucu kokusu.
Beton zeminin ortasında, benden daha yüksek, örümcek ağları ve tozla kaplı, çok uzun zamandır burada olduğunu gösteren devasa bir tahta kutu duruyordu.
Cebimden çıkardığım bir bezle ön yüzünü sildim, mandalı buldum ve kapağı kaldırdım.Önce koku burnuma çarptı.
İçerisinde solmuş kurdelelerle bağlanmış çocuk çizimleri, “Sevgili Harold” diye yazılmış doğum günü kartları, okul sertifikaları ve özenle saklanmış düzinelerce mektup vardı.
Hepsinin sonu aynı isimle bitiyordu: Virginia.
En altta yıpranmış bir dosya duruyordu. Yavaşça açtım.
65 yıl öncesine ait belgeler, Harold’ın, çocuğun babası ortadan kaybolduktan sonra genç bir kadın ve bebek kızının sorumluluğunu sessizce üstlendiğini gösteriyordu. Kiralarını ödemiş, daha sonra okul masraflarını karşılamış ve yıllarca mütevazı bir aylık ödenek göndermişti. Kadının ona yazdığı her mektup, sanki kutsal bir şeymiş gibi saklanmıştı.
Aklımı kurcalayan bir düşünce vardı: Harold’ın başka bir ailesi vardı. Altmış yıldır benden sakladığı bir hayatı.
Hepsinin sonu aynı isimle bitiyordu: Virginia.
Garajın zeminine oturdum ve ellerimi ağzımın üzerine bastırdım.
“Aman Tanrım,” diye fısıldadım. “Harold, ne yaptın?”
Dışarıda lastiklerin çakıl taşları üzerinde çıkardığı gıcırdama sesini duydum.
Bir bisiklet kayarak durdu. Açık kapıya doğru döndüğümde, cenazedeki kız orada duruyordu, biraz nefes nefese, yanakları bisiklet sürmekten kızarmıştı.
“Buraya geleceğinizi tahmin etmiştim,” dedi.
“Beni takip ettin mi?”Cenaze törenindeki kız orada duruyordu.
Utanç belirtisi göstermeden başını salladı. “Taksinin arkasında gidiyordum. Zarftaki anahtarı hissettiğimde, neyin açıldığını merak etmekten kendimi alamadım. Harold bana zarfı sana vermemi istediğinde, bunun hayatımda yapacağım en önemli şey olduğunu söyledi. Tam o güne kadar beklemem gerektiğini söyledi.”
“Anlamıyorum. Siz kimsiniz? Kocamı nereden tanıyorsunuz? Annenizin adı ne?” diye ısrar ettim.
Kız yaklaştı ve meraklı çocukların kendilerini büyüleyen şeylere baktığı gibi kutuya dikkatlice baktı. “Annemin adı Virginia. Bu arada, benim adım Gini!”
“Bunun hayatımda yapacağım en önemli şey olduğunu söyledi.”
“Harold’ın onun için kim olduğunu hiç söyledi mi?”
Gini’nin ifadesi yumuşadı. “Ona, bizim iyi olduğumuzdan emin olan adam diyordu. Büyükannemle çok yakın olduğunu söyledi. Ama annem Harold’a asla babası demedi.”
Eğer Harold Virginia’nın babası değilse, neden yıllarca onun hayatını sırtında taşımıştı? Bu soru göğsümün ortasında bir ağırlık gibiydi ve bunu öğrenmeliydim.
“Gini,” diye ısrar ettim, “beni annenin yanına götürebilir misin?”
Eğer Harold Virginia’nın babası değilse, neden yıllarca onun hayatını sırtında taşıdı?
Kız bir an ayakkabılarına baktı. “Babam ben küçükken bizi terk etti. Annem şu anda hastanede. Çoğu zaman komşumda kalıyorum. Harold’ın öldüğünü de böyle öğrendim. Bana gazetedeki ölüm ilanını gösterdi ve cenazenin ne zaman olduğunu söyledi.”
“Annenize ne oldu?”