İbretilıl okunması gerekir

İki hafta sonra, ailemle birlikte dar bir karakol odasında oturuyordum. Yanımızda Deniz Hakan ve bir dedektif vardı. Önümüzde açık bir dizüstü bilgisayar duruyordu.

Görüntü bulanıktı ama inkâr edilemezdi. Lale, merdivenlerin tepesinde duruyordu; sekiz aylık hamileydi, ağlıyordu, elinde telefon vardı. Aşağıda Cem bağırıyordu.

“Gitmiyorsun!” diye haykırıyordu. “Oğlumu alıp gidemezsin!”

“O bir eşya değil!” diye ağladı Lale. “Bittik Cem. Nuh’u alıp ailemin yanına gidiyorum—”

Cem yukarı atıldı, bileğini yakaladı. Lale kurtulmaya çalıştı. Kolu savruldu. Dengesi bozuldu.

Kız kardeşimin düşüşünü izledik.

Annem babamın kollarına yığıldı, hıçkıra hıçkıra ağladı. Nefes alamıyordum.

Dedektif videoyu durdurdu.

“Başını çarpıyor,” dedi kısık bir sesle. “Bu bir kaza değil. Bu bir dava.
Reklamlar