Telefondaki sesi ciddileşti.
“Şimdilik sorma. Lütfen bana güven.”
Defteri buldum.
Kalın, siyah kapaklı eski bir ajandaydı. İçinde her güne ait birkaç satır yazı vardı.
İlk okuduğum sayfada sadece şunlar yazıyordu:
“18 Mart. Arda’nın okul taksidini yatırmayı unutma. Aylin yine kahvesini soğuttu. Akşam erken eve dön.”
Boğazım düğümlendi.
Levent hiçbir şey söylemeden dinledi.
Ertesi gün yine aradı.
“Bugünkü sayfayı da okur musun?”
Bu kez Serhat şöyle yazmıştı:
“19 Mart. Aylin annesini özlüyor ama belli etmiyor. Hafta sonu onu annesine götür.”Sonraki gün:
“20 Mart. Arda bisiklet istiyor. Aylin pahalı diye karşı çıkacaktır. Birlikte alırsak kızamaz.”
Günler böyle geçti.
Her akşam Serhat’ın geçmişte o tarihte yazdığı küçük notları Levent’e okuyordum.
Başta bunun yasını atlatmaya çalışan bir arkadaşın tuhaf davranışı olduğunu düşündüm.
Ancak bir süre sonra bazı şeyler beni rahatsız etmeye başladı.
Çünkü Levent, notları yalnızca dinlemiyordu.
Bazen ben daha okumadan içinde ne yazdığını biliyor gibiydi Devamını okumak için Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.Bir akşam sayfayı açtığımda Serhat’ın şu cümlesini gördüm:
“27 Mart. Levent’e verdiğim zarf hâlâ onda.”
Cümleyi okuduğum anda telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.
“Ne zarfı?” diye sordum.
Levent hemen konuyu kapattı.
“Yarın konuşuruz.”
Ama ertesi gün aradığında hiçbir şey açıklamadı.
Sadece yine aynı şeyi söyledi:
“Bugünkü sayfayı oku.”
Artık içimde kuşku büyüyordu.
Serhat benden ne saklamıştı?