Hava elektrik yüklüydü, Julian tetiğe asılmak üzereyken koridorun gölgelerinden herkesin sakat sandığı Constantine Sinclair motorlu tekerlekli sandalyesiyle ortaya çıktı;
Veronica’nın güvenlik için açık bıraktığı interkomdan her şeyi dinlemişti. Julian ateş ettiği anda Constantine sandalyesini ani bir hamleyle onun bacağına çarptı, kurşun Ethan’ın kalbine değil omzuna isabet etti.
Oda kaosa sürüklendi, Ethan’ın güvenlik ekibi içeri daldı, arbede sırasında Veronica mermiler başlarının üzerinden ıslık çalarken Catherine’in üzerine atlayıp onu kendi bedeniyle korudu. Haftalar sonra ağustos güneşi malikânenin bahçesini aydınlatıyordu;Julian Varga adam kaçırma, cinayete teşebbüs ve büyük çaplı dolandırıcılık suçlamalarıyla yüksek güvenlikli bir cezaevinde yargılanmayı bekliyordu. Kolu askıda olan Ethan verandadan izlerken çimde belirgin biçimde toparlanan
Catherine Veronica’nın yardımıyla fizyoterapi egzersizleri yapıyor, gözlerine hayat geri dönüyordu; yanlarında çayını yudumlayan Constantine artık güçsüzlüğünü gizlemiyordu.
Ethan Veronica’ya yaklaştı, genç kadın artık bakıcı üniforması değil şık bir takım elbise giyiyordu; Ethan ona hemşirelik lisansını iade etmiş ve Catherine Sinclair Vakfı’nın direktörlüğüne getirmişti.Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, dünyamı bana geri verdin,” dedi Ethan yumuşayan bir sesle. Veronica ufukta gökyüzünün denizle birleştiği yere bakarak gülümsedi: “Kimse bana şans vermediğinde siz verdiniz Bay Sinclair, ben sadece karşılığını ödedim.” Ethan küçük bir kutu uzattı: “Artık bir çalışan değil, bu ailenin bir parçasısın.”
Kutunun içinden altın bir anahtar ve şu not çıktı: “Başkasının görmediğini gören kadına; bu ev her zaman senindir.” Gizem çözülmüş, yaralar iyileşmeye başlamıştı ve Sinclair Malikânesi’nde gölgeler nihayet gerçeğin ışığıyla yenilmişti.