*Bebeğimizin ultrason fotoğrafıyla eve döndüğümde, kocam pantolonunu giymeye çalışıyordu... En yakın arkadaşım ise hamile kıyafetlerimin arkasına saklanmıştı.*
Elimde kızımın ultrason fotoğrafı hâlâ duruyorken eve girdim ve üst kattaki yatak odasından yere bir şey düştüğünü duydum.
Kapıyı açtığımda kocam *Mert*, dağınık yatağımızın yanında gömleksiz bir şekilde pantolonunu çekiyordu.
“Erken geldin.” dedi.
Yerden beyaz bir gömlek aldı.
“Kahve döküldü. Üzerimi değiştiriyordum.”
Gömleğin üzerinde kahve lekesi yoktu.
Ama yatağın ucundaki bankın altında, askısında küçük mavi bir nazarlık bulunan şampanya renginde dantel bir atlet vardı.
Onu daha önce görmüştüm.
*Zeynep*, nişan yemeğinden sonra bana göstermiş, üzerine tutarak gülmüştü.
“*Emre* buna inanılmaz para verdi.” demişti. “Balayı için saklıyorum.”
Zeynep on iki yıllık en yakın arkadaşımdı.
Ve o anda hamile kıyafetlerimin arkasına saklanıyordu.
Dolabın kapağı yalnızca bir parmak aralıktı ama bu yetmişti.
Krem rengi montumun kolunu sımsıkı tutan bir el gördüm.
Emre'nin Zeynep'in parmağına taktığı pırlanta yüzüğü gördüm.
İki gün önce bebek odasını planlamak için buluştuğumuz öğle yemeğinde sürdüğü parfümün kokusunu aldım.
İkisi de onu gördüğümü bilmiyordu.
Mert benimle dolabın arasına geçti.
“Kontrol nasıl geçti?” diye sordu.
Ona baktım.
Kemeri hâlâ açıktı.
Saçları dağınıktı.
Yatak çarşafı yarıya kadar çekilmişti.
Sonra elimdeki ultrason fotoğrafına baktım.
O sabah kızımız yüzünü ekrana çevirmişti.
İlk kez burnunun küçücük kıvrımını seçebilmiştim.
Mert çok meşgul olduğunu söyleyerek benimle gelememişti.
Artık onu evde tutan şeyin ne olduğunu biliyordum.
“İyi mi?” diye sordu.
Hamile kıyafetlerimin arkasındaki Zeynep kıpırdamadı.
“İyi.” dedim.
Sesim titredi.
Ama Mert bunu bebeğimiz yüzünden duygulandığımı sandı ve gülümsedi.
Dolaba doğru bir adım attım.
İçimdeki her şey o kapağı açmak istiyordu.
Zeynep'in gözlerimin içine bakmasını istiyordum.
Mert'in de en yakın arkadaşımın iç çamaşırının neden yatağımızın altında olduğunu açıklamasını istiyordum.
Tam o sırada yatağın üzerindeki Mert'in telefonunu gördüm.
Zeynep'in telefonu ise dolabın içindeydi.
Onları şimdi yakalarsam bütün mesajlarını silecekler, buna bir yanlış anlaşılma diyecekler ve ben Emre'ye ulaşamadan önce ortak bir hikâye uyduracaklardı.
Sahip olduğum tek avantaj, hiçbir şey bilmediğimi sanmalarıydı.
Elimi karnımın üzerine koydum.
“Başım dönüyor.” dedim. “Bana biraz su getirebilir misin?”
Mert'in yüzünde bir rahatlama belirdi.
“Elbette.”
Banyoya doğru yürüdü.
Telefonumu sessizce belimin yanında kaldırıp tek bir fotoğraf çektim.
Dantel atlet bankın altındaydı.
Mert'in gömleği yanında buruşturulmuş duruyordu.
Dağılmış yatağın bir köşesi de fotoğrafa giriyordu.
Hiçbir şeye dokunmadım.
“Ben bebek odasında biraz oturacağım.” dedim.
“İyi fikir.” diye cevap verdi Mert, gereğinden hızlı bir şekilde.
Dolaba bir kez daha bakmadan odadan çıktım.
Bebek odasında tamamlanmamış beşiğin yanına oturdum.
Ellerim o kadar titriyordu ki ultrason fotoğrafı sandalyenin ahşap koluna hafifçe vuruyordu.
Bir dakika sonra yatak odasının kapandığını duydum.
Koridorda hafif ayak sesleri yankılandı.
Ardından yan kapı açıldı ve kapandı.
Tekrar yukarı çıktığımda dantel atlet ortadan kaybolmuştu.
Yatak düzeltilmişti.
Mert'in gömleği artık yerde değildi.
Mert mutfakta musluğu açmıştı.
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
Bütün izleri sildiklerini sanıyorlardı.
Fotoğrafı çektiğimi bilmiyorlardı.
Sessiz kalmamı, her şeyden habersiz olduğum şeklinde yorumlamışlardı.
Bebek odasının kapısını kilitledim ve güvenlik uygulamasını açtım.
Zeynep'in kendine ait bir acil durum giriş kodu vardı.
Bir gün yardıma ihtiyacım olursa rahatça eve girebilsin diye o kodu ona ben vermiştim.
Giriş kayıtları ekrana geldi.
Son üç ay içinde onun koduyla ön kapı tam altı kez açılmıştı.
Her giriş, Mert'in beni tek başıma gitmeye ikna ettiği doğum öncesi kontrol randevularıyla aynı günlere denk geliyordu.
İlk giriş ise Zeynep'in gözyaşları içinde bana sarılıp kızımın vaftiz annesi olmayı kabul etmesinden yalnızca üç gün sonra gerçekleşmişti.
*Devamını okumak isteyenler için hikâyenin devamını yorumlarda paylaştım. ��*