Biliyorum.”
Ertesi sabah annem, Derya’nın karşısına geçip ondan özür diledi. Derya uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra annemin elini tuttu.
“Ben senden nefret etmiyorum,” dedi. “Ama bir daha hastalığımı bana karşı kullanmanı istemiyorum.”
Annem ağlayarak başını salladı.
O günden sonra evimizde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Fakat bu kez değişen şey ailemizin dağılması değil, birbirimize karşı dürüst olmaya başlamamızdı. Annemin maddi sıkıntısını birlikte çözdük, Derya’nın tedavisi için yeni bir düzen kurduk ve en önemlisi, hiçbir kararı onun haberi olmadan vermemeye karar verdik.
Aylar sonra Derya’nın tedavisinden güzel haber geldiğinde hastane koridorunda annemle yan yana oturuyorduk. Doktorun odasından çıkan Derya’nın yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı.
Bana doğru yürürken annem ayağa kalktı ve ona sarıldı.
Ben o manzarayı izlerken o geceyi düşündüm. Birkaç ay önce aynı evde annem eşimi kapının önüne koymaya çalışmıştı. O gece ailemin bittiğini sanmıştım.
Oysa aile bazen hiç hata yapmayan insanların kurduğu bir yer değildi.
Aile, hata yaptığında birbirinden vazgeçmek yerine hatasının sorumluluğunu alabilen insanların kurduğu yerdi.Derya yanıma gelip elimi tuttu.
“Bitti mi?” diye sordu.
Gülümsedim.
“Hayır,” dedim. “Bizim hikâyemiz şimdi başlıyor.”
Ve o gün, anneme vermek istediğim en büyük dersin onu hayatımdan çıkarmak değil, sevginin korkuyla, çaresizliğin öfkeyle ve hastalığın yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiğini göstermek olduğunu anladım.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza ders vermek için değil, bize sevmenin ne anlama geldiğini yeniden öğretmek için gelir.