Kapı çaldığında kalbimde tatlı bir heyecan vardı.
Kapıyı açtım.
Karşımda gülümseyen genç bir kadın duruyordu.
Oldukça kibar ve saygılı görünüyordu.
Yemek boyunca sohbet ettik. Üniversiteden, işinden ve ailesinden bahsetti. Her şey son derece normaldi.
Ta ki montunu çıkarana kadar…
Boynundaki kolye gözümün ucuna takıldı.
İlk başta yanlış gördüğümü düşündüm.
Ama birkaç saniye sonra nefesim kesildi.
Elimdeki su bardağı neredeyse yere düşüyordu.
Çünkü o kolyeyi tanıyordum.Hem de çok iyi tanıyordum.
Yirmi yedi yıl önce annemin boynundaydı.
Annem öldüğünde onu en sevdiği kolyesiyle birlikte toprağa vermiştik.
Bu konuda en ufak bir şüphem yoktu.
Kolye sıradan bir takı değildi.
Özel olarak yaptırılmıştı.
Üzerindeki küçük işlemeler, arka kısmındaki minik kusur ve iç tarafındaki tarih kazıması…
Hepsini ezbere biliyordum.
Masadaki konuşmalar devam ederken ben ise gözümü kolyeden alamıyordum.
Nasıl olabilirdi?
Bu mümkün değildi.