O dönemde avukatım Meltem aracılığıyla noter onaylı bir borç sözleşmesi imzalatmış ve bu borcu aileye ait üç gayrimenkul üzerine ipotek olarak tescil ettirmiştim. Ailem bunu “geçici bir prosedür” sanıyordu, bense geleceğimi koruma altına almıştım.
Hiç itiraz etmeden devir evraklarını imzaladım. Annem rahat bir nefes aldı, Deniz kazandığını sandı. O gece arabamı sattım, küçük danışmanlık şirketimi kapattım ve Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deki bir finansal denetim firmasından gelen iş teklifini kabul ederek eşyalarımı topladım.
Bakü’ye yerleştikten üç ay sonra Deniz, Sapanca’daki göl evinden şampanyalı, lüks sürat tekneli fotoğraflar paylaşmaya başladı. Fotoğrafın altına “Ailenin Yeni Kralı” yazmıştı. Annem ise yorumlara taç emojileri koyuyordu. Ancak bilmedikleri bir şey vardı: Deniz, üzerinde hâlâ benim yasal ipoteğim bulunan evleri teminat göstererek lüks bir oto galeri açmak için bankalardan devasa krediler çekmişti.
Ekim ayına gelindiğinde Deniz’in borç ödeme planı çöktü. Benim ipotekli alacağıma dair yapması gereken iki sıralı taksidi üst üste aksattı. Yasal sözleşmemize göre bu durum borcun tamamını muaccel kılıyor, yani derhal ödenmesini gerektiriyordu. Avukatım Meltem’e “Yasal süreci başlat,” talimatı verdim.
Deniz ihtarnameyi aldığında beni 23 kez aradı. 24. aramada açtım. Telefonda bağırıyordu: “Evleri bana sen devrettin! Bana tuzak mı kurdun?” Ona sadece yasal haklarımı kullandığımı söyledim ve telefonu kapattım. Deniz paniğe kapılıp usulsüz işlemler yapmaya çalışınca bankalar ve yatırım ortakları durumu fark etti. Oto galerisindeki ortağı onu terk etti, lüks yaşamı bir gecede tepetaklak oldu.
Bir bayram akşamı Bakü’deki evimde akşam yemeği hazırlarken annem aradı. Sesi son derece neşeliydi: “Ceyda kızım, bayramın kutlu olsun. Ağabeyinin bu ay biraz sıkıntısı var, bu gece onun hesabına 30 bin dolar havale edebilir misin? Bir işi kapatması gerekiyor.”
Bıçağı tezgaha bıraktım. Gülümsedim ve sakince cevap verdim: “Annem, ona o parayı göndermeden önce, elindeki o üç aile evine gerçekte ne olduğunu sor…Telefonda derin bir sessizlik oldu. Annem şaşkınlıkla “Ne demek istiyorsun?” diye sordu. Arka planda babamın “Ne söylüyor o?” dediğini, Deniz’in ise arka plandan panikle “Kapat şu telefonu anne!” diye bağırdığını duydum.
Konuşmama hiç istifimi bozmadan devam ettim: “Bakü’ye gelmeden önce avukatıma verdiğim talimatla, babamın 180 bin dolarlık borca karşılık imzaladığı ipotek sözleşmesini yürürlükte tuttum. Evlerin mülkiyetini Deniz’e devretmeniz benim alacağımı silmedi. Deniz ipotekli taşınmazlar üzerinden bankalara yalan beyanda bulundu, borcunu ödemedi ve ona sunduğum hiçbir yasal fırsatı değerlendirmedi.”
Annemin nefes alışı değişti. “Deniz? Bunlar doğru mu?” diyebildi sadece.
“Yasal ödeme süresi dün akşam itibarıyla doldu,” dedim. “Şehir merkezindeki daire icra yoluyla satışa çıkarılıyor. Satıştan elde edilen gelirle benim 180 bin dolarlık anaparam, biriken faizler ve tüm avukat masraflarım tahsil edilecek. Eğer o ev borcu kapatmaya yeterse diğer evler kurtulur; yetmezse Sapanca’daki göl evi ve iki katlı müstakil ev sırayla icradan satılacak.”
Babam telefonu annemin elinden çekip aldı: “Kendi ailene tuzak mı kurdun sen? Ağabeyini mahvettin!”
“Ben kimseye tuzak kurmadım baba,” dedim sakince. “Ben sadece kendimi ve emeğimi korudum. Erkek evlat olduğu için soyadını taşıyacağını söylediğiniz Deniz, evlerin sadece sefasını süreceğini sandı. Ama mülkiyet demek sadece gösteriş değil; risk, borç ve sorumluluk demektir. Deniz sorumluluk almayı reddetti.”
Arkasından son darbeyi vurdum: “Bu arada, şehir merkezindeki daire için şimdiden bir alıcı bulundu bile.”
Deniz arkadan adımı haykırarak küfürler yağdırıyordu. Sesimi hiç yükseltmeden ekledim: “Sırf erkek olduğu için her şeye hakkı olduğunu düşünen birine sponsor olmaktan vazgeçtim. Artık kendi hatalarının bedelini kendisi ödeyecek.” Ve telefonu kapattım.
Üç hafta sonra dairenin satışı tamamlandı. 180 bin dolarlık alacağımı, yasal faizleri ve avukat masraflarımı son kuruşuna kadar tahsil ettim. Deniz’in kontrolsüzce aldığı diğer borçlar yüzünden Sapanca’daki göl evi de diğer alacaklılar tarafından sattırıldı. Galerisi tamamen battı ve eski ortağı dolandırıcılıktan ona dava açtı. Babam ilerleyen yaşına rağmen faturaları ödeyebilmek için emeklilik sonrası tekrar çalışmak zorunda kaldı. Aile, ellerinde kalan tek şey olan iki katlı müstakil evi kıl payı kurtarabildi.
Sekiz ay sonra Bakü’de, Hazar Denizi manzaralı, geniş ve aydınlık iki odalı kendi dairemi satın aldım. Kendi alım terimle kazandığım, kimseden izin almadan sahip olduğum bir yuvamdı artık.
Annem aylar sonra bana bir mesaj gönderdi: “Seni çok özledik.”
Sadece şu cevabı yazdım: “İyi olmanızı dilerim.”
Hayatımda ilk kez huzurun, ailemin onayını kazanmaktan değil; kendi değerimi kendim vermekten geçtiğini anladım. O akşam balkonumda ışıl ışıl parlayan şehri izlerken, gerçek zaferin onları kaybetirken izlemek olmadığını fark ettim. Gerçek zafer, sadece erkek oldukları için el üstünde tutulan insanları kurtarmak zorunda olmadığını anlamaktı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.