Kocam öldükten sonra bir hemşire yanlışlıkla, ölümünden önceki birkaç hafta boyunca bir kadının onu sürekli ziyaret ettiğini ağzından kaçırdı — birkaç gün sonra o kadın evime geldi ve, “Demek sana ne bıraktığını bilmiyorsun?” dedi.
Altı aylık hamileyim; 4 yaşında bir kızım var ve kocam Barış’a ölümcül kanser teşhisi konmuştu.
Sonraki aylar inanılmaz derecede zordu.
Onun hayatta kalması için elimizden gelen her şeyi yaptık. Zaten başından beri çok fazla paramız yoktu ama tedavisi için sahip olduğumuz her kuruşu harcadık. Elimdeki birkaç parça altını sattım, hatta evimizi teminat göstererek kredi bile çektim.
Ama hiçbir şey işe yaramadı.
Barış, ikinci çocuğumuzun doğumunu göremeden hayatını kaybetti.
Yıkılmıştım.
Barış’la lise yıllarından beri beraberdik. O benim hayatımın aşkıydı.
Bir anda kendimi hem borçların altında ezilen hem de iki çocuğuyla tek başına kalmış bir anne olarak bulmuştum. Bundan sonra hayatımı nasıl sürdüreceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu.
Hastaneye Barış’ın eşyalarını almaya gittiğimde hemşire her şeyi dikkatlice bir çantaya yerleştirip bana uzattı.
Çantanın en üstünde bir kazak görünüyordu. Bir kadın kazağıydı. Bana ait değildi.
Kazağı elime alıp hemşireye sordum:
“Affedersiniz, sanırım bir karışıklık olmuş. Bu kesinlikle Barış’ın değil, benim de değil.”
Hemşire hafifçe kaşlarını çattı ve şöyle dedi:
“Hayır, yanlışlık olduğunu sanmıyorum. Bu kesinlikle eşinizin odasından çıktı. Sürekli onu ziyarete gelen kadına aitti. O kadın sizin akrabanız değil miydi?”
Olduğum yerde neredeyse bayılacaktım.
Çünkü Barış çocuk yaşta anne ve babasını kaybetmişti ve hayatta yakın akrabası kalmamıştı. Benim ailemden biri onu ziyaret etmiş olsaydı da mutlaka haberim olurdu.
Hemşireye kadının ne kadar sık geldiğini sorduğumda şöyle cevap verdi:
“Daha önce hiç görmemiştim ama Barış Bey’in ölümünden önceki son birkaç hafta boyunca oldukça sık geliyordu.”
Böyle bir durumda insanın aklına kocasıyla ilgili en kötü ihtimaller geliyor, değil mi?
Ama hemen bir sonuca varmak istemedim. Bu yüzden hemşireye yalvararak o kadının kim olduğunu öğrenmeme yardım etmesini istedim.
Bir süre sonra hastanenin güvenlik kameralarından alınmış görüntülerden birini görme fırsatım oldu ve işte oradaydı — hayatımda daha önce hiç görmediğim bir kadın.
Kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Eve döndüm ama gördüklerim ve hemşirenin söyledikleri günler boyunca aklımdan çıkmadı.
O kadını bulmam ve kocamın hastane odasında ne işi olduğunu öğrenmem gerektiğine karar verdim.
Peki Barış neden bana ondan hiç bahsetmemişti? Benden ne saklıyordu?
Sonra bir akşam kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda karşımda onu gördüm. Barış’ı hastanede ziyaret eden aynı kadındı.
İnce yapılıydı, oldukça yorgun görünüyordu ve gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.
Elindeki zarfı bana uzattı ve şöyle dedi:
“Barış bunu sana yalnızca öldükten sonra vermemi istedi. Daha önce değil.”
Ellerim titriyordu ama yine de zarfın içinde ne olduğunu sordum.
Kadın gözlerini benden kaçırarak sessizce şöyle dedi:
“Demek sana ne bıraktığını bilmiyorsun?”
Zarfı açıp Barış’ın mektubundaki ilk birkaç satırı okuduğum anda dizlerimin bağı çözüldü.
Çünkü mektupta yalnızca benden sakladığı bir sırdan söz etmiyordu.
O kadının kim olduğunu da açıklıyordu.
Ama asıl şoku, mektubun en altında yazan tek bir adresi gördüğümde yaşadım.
O adresi tanıyordum.
Çünkü yıllar önce Barış’la birlikte önünden geçtiğimizde bana, “Bir gün başımıza bir şey gelirse, burayı mutlaka hatırla,” demişti.
O zaman neden böyle söylediğini hiç anlamamıştım.
Kadına baktım ve titreyen bir sesle sordum:
“Barış beni oraya neden gönderiyor?”
Kadının gözlerinden yaşlar süzülürken verdiği cevap, kocam hakkında bildiğimi sandığım her şeyi sorgulamama neden oldu.
“Çünkü,” dedi, “Barış’ın sana bıraktığı asıl şey o zarfın içinde değil.” Hikayenin devamı yorumda ⤵️