Bu yüzden benden ayrılmış.
Rauf’la evlenmesi ise dışarıdan bakıldığında tamamen kendi tercihi gibi görünmeliydi.
“Yani beni sevmediğin için gitmedin?”
Derya başını iki yana salladı.
“Hayır, Cem. Seni sevmediğim için değil… seni kaybetmekten korktuğum için gittim.”
Yıllarca on beş yıllık evliliğimizin neden bittiğini düşünmüştüm.
Kendimi yetersiz hissetmiş, Derya’nın beni parası olan yaşlı bir adam için terk ettiğine inanmıştım.
Oysa gerçek çok daha farklıydı.
Tam o sırada Derya’nın telefonu çaldı.
Ekrana baktı ve yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Ne oldu?” diye sordum.
Telefonu bana uzattı.
Mesaj Rauf’un avukatından gelmişti.
Rauf hastaneye kaldırılmıştı ve doktorlar durumunun kritik olduğunu söylüyordu.
Ama mesajın sonunda başka bir cümle vardı:
“Rauf Bey, Cem’in mutlaka gerçeğin tamamını öğrenmesi gerektiğini söyledi.”
Derya bana baktı.
“Henüz her şeyi bilmiyorsun.”
“Daha ne olabilir?”
Cevap vermedi.
Birkaç saat sonra Rauf’un evine gittik. Çalışma odasına girdiğimizde masanın üzerinde kilitli küçük bir kutu gördüm.
Kutunun üzerinde yine benim adım yazıyordu.
Anahtarı Derya bana verdi.
Kutuyu açtığımda içinden eski bir kaset, birkaç fotoğraf ve tek bir belge çıktı.
Belgenin üzerinde babamın imzası vardı.
Ama asıl şok edici olan, belgenin tarihiydi.
Ben doğmadan üç gün önce imzalanmıştı.
Belgenin altında ise babamın kendi el yazısıyla yazdığı tek bir cümle bulunuyordu:
“Cem bir gün gerçeği öğrenirse, ona Rauf’un neden bu kadar uzun süre sustuğunu anlatın.”
Başımı kaldırıp Derya’ya baktım.
“Rauf neyi saklıyor?”