Annem süt almak için dışarı çıkıp bir daha geri dönmedikten sonra babam beni büyütmek için üniversiteyi bıraktı ve inşaatlarda çalıştı—öldüğünde, son notu şu sözlerle başlıyordu: “Babacığının Uğur Böceği, umarım beni affedersin...”
Babamla ilgili en eski anılarımın hepsi birbirine benziyordu. Ön kapının yanında duran çelik burunlu iş botları. Bir sandalyeye asılmış solmuş turuncu inşaat yeleği. Beni yatağa yatırırken zımpara kâğıdı gibi hissettiren sert elleri.
Ben doğduğumda mühendislik okuyordu.
Sonra sıradan bir salı günü annem alnımdan öptü, çantasını aldı ve markete gideceğini söyledi.
Bir daha eve dönmedi.
Babam ertesi hafta üniversiteyi bıraktı.
Ne dramatik bir konuşma yaptı ne de şikâyet etti. Sadece ders kitaplarını bırakıp baret taktı.
Bütün çocukluğum boyunca aynı küçük kiralık dairede yaşadık. Her ay geçinmek için mücadele ediyorduk. İkimize yetecek kadar yemek olmadığında babam her zaman aç olmadığını söylerdi. İş botları, çoktan yenilenmeleri gerekmesine rağmen tutkalla bir arada tutuluyordu ve kendisine yeni kıyafet aldığını hiç hatırlamıyorum. Noel sabahlarında bile, hediyeleri açmamı izlemenin istediği tek şey olduğuna beni bir şekilde inandırırdı.
Neden bu kadar çok çalıştığını sorduğumda başımın üzerinden öperdi.
“Çünkü sen bütün ağrıyan kaslarıma değersin, Babacığının Uğur Böceği.”
Bana taktığı isim buydu.
Babacığının Uğur Böceği.
Bir gün onun benim için feda ettiği her şeyi ona vereceğime kendi kendime söz verdim.
Daha güzel bir daire. Bir tatil. Sonunda dinlenme fırsatı.
Bu fırsatı hiç bulamadım.
Yirmi beş yaşımdayken babama ileri evre kanser teşhisi konuldu.
Sekiz ay sonra, beni gerçekten seven tek ebeveynimi toprağa verdim.
Cenazeden sonra avukatı benden biraz daha kalmamı istedi.
“Bunu size vermem söylendi,” dedi sessizce ve elime sıradan bir plastik market poşetiyle, üzerinde babamın tanıdık el yazısıyla adımın yazılı olduğu bir not bıraktı.
Notu açarken parmaklarım titriyordu.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı.
“Babacığının Uğur Böceği, içindekileri gördükten sonra umarım beni affedersin.”
Poşetin içine baktım...
ve nefesim kesildi. Bu hikâyenin devamını ilk yorumda okuyun. ⬇️