Mutfaktaki saatin tik takları, odadaki yoğun sessizliği daha da belirginleştiriyor. Ahmet, belindeki elini biraz daha sıkılaştırarak onu kendine daha da yaklaştırırken, fısıltıyla karışık bir sesle konuşuyor:
"Gitmene izin vermem gerektiğini biliyorum ama ayaklarım beni dinlemiyor."
Esma, Ahmet’in boynuna doğru derin bir nefes bırakıyor. Bu nefes, Ahmet’in tüm savunma hattını bir anda yerle bir etmeye yetiyor. Aralarındaki o görünmez duvar, her geçen saniye biraz daha şeffaflaşıyor. Esma başını hafifçe kaldırıp Ahmet’in gözlerinin içine baktığında, orada gördüğü tek şey sadece arzu değil, yıllardır bastırılmış o tanıdık özlem oluyor.