74 YAŞINDA, BENDEN 38 YAŞ DAHA KÜÇÜK BİR KADINLA EVLENDİM. HERKES AKLIMI KAYBETMİŞ OLDUĞUMU DÜŞÜNDÜ... TA Kİ BİR GECE, ZOR DURUMDAKİ EV HİZMETÇİM BİR KONUŞMAYI DUYUP BENİ UYARANA KADAR, "Beyefendi..." "Ahmet Bey, eğer beni şimdi dinlemezseniz, yarın çok geç olabilir..."
Benim adım Ahmet, yetmiş dördümde bir adamım.
Üç yıl önce birisi çıkıp da ömrümün son günlerinde kendi evimde adeta bir zindanda yaşayacağımı, içtiğim bir bardak sudan bile şüphe edeceğimi söyleseydi, imkansız derdim.
Kırk sekiz yıl aynı yastığa baş koyduğum helalim sekiz yıl önce vefat etti.
Onun yokluğunda büyük bir konak, bolca para ve mülkler bana kaldı.
Ama eve adım attığımda duvarların soğukluğu yüzüme çarpıyordu.
Evde hayat yoktu.
İşte tam o dönemde Leyla ile yollarımız kesişti.
Otuz altı yaşında, zarafetiyle büyüleyen, gittiği her yerde gözleri üzerine çeken bir kadındı.
Bir vakıf toplantısında yanıma oturup geçmişimi dinledi, benimle çocuk gibi eğlendi. Bana ömrümün tükenmediğini hissettirdi.
Altı ay geçmeden nikahımızı kıydık.
Çocuklarım bu karara şiddetle karşı çıktı.
Kızım ağlayarak,
“Baba, bu kadın seni mahvedecek,” dedi.
Oğlum ise kapıyı çarpıp gitti, düğüne dahi uğramadı.
Onlara çok kırıldım.
Yeniden tutunduğum bu hayatı bana çok gördüklerini düşündüm.
İlk zamanlar Leyla ile her şey mükemmeldi. Gezdik, güzel restoranlara gittik, akşamları balkonda çay içip sohbet ettik.
Tanrı'nın bana bir armağanı olduğuna inandım.
Fakat ilk yıl bittiğinde o tatlı rüya sona erdi.
Aramızdaki bağ yavaş yavaş koptu.
Kıyafetlerimi beğenmez oldu, arkadaşlarımla arama duvar ördü.
Her misafir geldiğinde beni alay konusu yapıyordu:
“Ahmet Bey'in kafası artık pek basmıyor. Yaşlılık işte, idare etmek bana düşüyor.”
Gelenler bu lafları şaka sandı, güldü.
Ben de eşlik ettim o gülüşlere.
Ama içimdeki adam yavaş yavaş öldü.
Evin çilesini çeken Elif adında bir kızımız vardı. Yirmi dokuz yaşında, kendi halinde bir can... Ağır hasta annesini yaşatabilmek için gece gündüz demeden çalışıyordu.
Leyla ona hiç merhamet etmedi.
"Tembellik etme, hızlı çalış!" diye azarlayıp dururdu.
Hatta bir defasında misafirlerin önünde kızı hor gördü:
"Bu gidişle sana daha büyük beden üniforma bakacağız, kılıfına sığmıyorsun."
Elif suskundu.
Sadece gözlerini kaçırdı.
O gözlerden dökülen yaşlar benim yüreğime oturdu.
Eşimden ilk kez o gece nefret ettim.
Fakat her şeyi altüst eden olay bir Salı gecesi yaşandı.
Gece yarısına doğru Elif odamın kapısını çaldı.
O saatte evde olmaması gerekiyordu.
Yüzü sapsarıydı, ayakta durmakta zorlanıyordu.
Hızla içeri girip kapıyı sürgüledi ve dehşet içinde fısıldadı:
“Ahmet Bey… Söyleyeceklerim yüzünden beni kovabilirsiniz. Ama az önce mutfakta yapılan o korkunç planı duydum… Eğer bu gece bana inanmazsanız, yarın sabah bu evden cenazeniz çıkacak.”
Part 2.. ⬇