Kalbim deli gibi atıyordu. “Zeynep,” dedim, “o benim… benim Emre’ye notumdu. İçinde…”
Zeynep sözümü yine kesti. “İçinde ne olduğunu biliyorum.” Sonra Emre’ye döndü. “Büyükanne bu parayı düğün için vermedi sadece. Kalanıyla kendine küçük bir ev alacaktı, evet. Ama aynı zamanda… sana bir şart koymuş.”
Emre’nin gözleri büyüdü. “Şart mı?”
Zeynep zarfın ağzını açtı. “Evet. Bak.” Kâğıdı yarıya kadar çekip okur gibi yaptı. “Diyor ki: ‘Emre, sana bu desteği veriyorum ama bir gün beni huzurevine bırakma. Söz ver.’”Ben o anda, sanki yere çökecek gibi oldum. “Hayır…” dedim, “öyle değil…”
Emre dondu kaldı. “Büyükanne… böyle mi yazdın?”
Gözlerim doldu. “Emre,” dedim, kelimeleri tane tane seçerek, “o notun tamamını okumadan karar verme. Ben… ben seni asla kendime borçlu bırakmadım.”
Zeynep kâğıdı hemen geri itti, sanki tamamını okumak istemiyormuş gibi. “Görüyor musun?” dedi Emre’ye. “İşte bu. Bu manipülasyon. Seni suçlu hissettiren bir bağ. Ben böyle bir bağın içinde yaşayamayacağım.”